İnsan, varlık dünyası karşısında, yalnız onları algılamakla kalmaz; içinde bulunduğu durum geçersizleşince, yer değiştirmek yerine, varlıkları değiştirmek ister. Çünkü canlılar yaşamda kalma amaçlarını, kimi zaman ‘doğanın durumunu geçersiz kılarak’, kimi zaman da ‘kendi durumlarının doğa karşısındaki geçersizliğini ortadan kaldırarak’[1] gerçekleştirir. Kuşlar, yaşamda kalabilmek için, nasıl ya ‘yuva yaparak’ doğanın durumunu ya da ‘göç ederek’ doğaya karşı kendi durumlarını değiştirir ise, insan da aynı davranışı göstermektedir. Dolayısıyla doğa, karşısındaki insanla birlikte tüm canlıları tasarım yapmaya zorlamaktadır..
İnsan,
varlık dünyasını değiştirmeyi sahip olduğu üç yetisi aracılığıyla
gerçekleştirir: Bilme, eylemde bulunma ve yaratma yetileriyle. ‘Bilme etkinliğiyle insan, nesnelerle
arasında bilgi ilgisi kurar ve bu ilginin ürünü, bilim ve felsefedir. Eylem
etkinliğiyle insan, doğal eğilimlerine ve içgüdülerine karşı, yani kendi
doğasına karşı istenç özgürlüğüne dayanan ahlak dünyasını meydana getirir.
Bilgi dünyası gibi ahlak dünyası da insansal bir dünyadır. Yaratma etkinliğine gelince: İnsan doğada
karşılaştığı biçimler karşısında tavır alabilen varlıktır. Doğa biçimlerindeki
eksikliği, bu biçimleri yetkinleştirmek amacıyla gidermek ister. Burada sanatçı
dediğimiz insan, nesnelerin doğal formlarını onlara hayal gücünü katarak
yetkinleştirir ve doğa üstü bir dünya, insansal yetkin bir biçimler dünyası,
sanat dünyasını yaratır.’[2]
İnsan,
varlık dünyasını, üç yetisiyle karşısına sosyo kültürel dünya kurarak, ayrıca
bu ikisinin karşısına da yaratma yetisiyle sanat dünyasını kurarak değiştirmeyi
başarmaktadır. Çünkü insan, fizik -
psişik özellikleri ve sözkonusu üç yetisiyle, diğer canlılardan farklı olarak, tasarlama becerisini, hayatta kalma amacına bağımlı kalmaktan kurtarmıştır.
İnsan, tasarlama
eylemiyle, konumlandığı yaşamdaki sabit
yerine göre, kendinde ve çevresinde yaptığı değişikliklerle, kendini zaman ve
mekana bağımlılıktan, doğaya boyun eğmişlikten kurtaracak yapay bir ortam
kurmayı, bir sosyo kültürel dünya kurmayı başarmıştır. Kısaca, insanı diğer
varlıklardan üstün hale getiren tasarlama etkinliği, aştığı doğanın üzerine,
sosyo kültürel bir sistem kurulmasını ve yaşam akışının yönlendirilebilmesini
de sağlamaktadır.
Yaratma yetisi, doğaya
egemen yapay bir doğa kurmayı sağlarken, bir tasarım akışı da
gerçekleştirdi. Bu tasarım akışına
dikkat edilecek olursa, belli bir döngü ve tempoda değişen doğada, insan,
doğadaki sözkonusu değişime, tasarlama eylemiyle uyum sağlamakta, diğer
canlıların aksine, her yeni durumu, önceki durumun getirdikleri üzerine inşa
ederek yenilemektedir.[3]
Sürekli tasarımları geçersiz hale getiren durumun yenilenmesi, ilerde yeni
tasarımların yapılmasını da gerekli kılmaktadır.
İnsan ve tasarım sürekli
birbirlerini değiştirerek gelişmekte, bu da yaşamda en az doğa kadar
belirleyici olan sosyo kültürel sistemin sürekliliğini sağlamaktadır.
Dolayısıyla doğa insan ilişkisini insan lehine kuran sosyo kültürel sistemin
yenilenerek ilerlemesinin temel yaşamsal dinamiği tasarımlardır. Bilim
çevreleri, bugüne dek doğa karşısında insanın yaratma yetisine vurgu yaparken,
günümüzde daha çok sosyo kültürel sistem içinde tasarlama eyleminin önemi
(teknoloji ve sanayi) üzerinde durmaktadır.
Bu yüzden de tarihin bu aşamasında tasarlama eylemi, tanımlanması gerekli görülmeyen bir süreç olmaktan çıkıyor, tamamlanmayı beğenilebilir duyusal bir sonuçla noktalanma görmeyi imkansız hale getiriyor. Tasarımda öznellik, artık keyfiliği değil, tanımlanmış işlemler dizisini takipte, yani belli bir süreci yönetmekte ustalaşmayı ve tasarımcının kendi sistemini ve biçemini oluşturma durumunu karşılıyor.
[1] Özkal Barış
Öztürk, İmgesel Aritmetik Yöntemiyle
Mekan Tasarımı ve Bir Tasarım Örneği, Sanatta Yeterlilik tezi, Sh.1, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2007.
[2] İsmail
Tunalı, Felsefe ve Sanat, Sh. 13, Ara Yayıncılık, İstanbul, 1990.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder